ÜSTAD MEHMET EROL ULUTAŞ’TAN ‘TÜRK EKONOMİSİ VE İNSAN HAKLARINA DAYALI BİR ANAYASA’
TÜRK EKONOMİSİNİN ŞAMPİYON LİGİNE YÜKSELMESİ, İNSAN HAKLARINA DAYANAN BİR ANAYASA’YA BAĞLI!.. Mevcut Anayasamız ve de Türk Ceza Kanunu’muz, toplumun huzurunu ve adalet anlayışını koruma amacı taşıyan temel yasal metinlerden bir tanesidir. Ancak insan haklarına duyarlılık, ceza hukukunun en temel prensiplerinden biri olarak kabul edilmelidir. Günümüzde ceza kanunlarının hem içerik hem de uygulama bakımından insan haklarına uygun hale getirilmesi, demokratik toplumların olmazsa olmazlarından biridir. Türk Ceza Kanunu’nun ve Anayasamızın insan hakları perspektifinden yeniden değerlendirilmesi ve iyileştirilmesi için hukuk devleti olma ve adalete olan güveni yeniden tesis edilmesi adına, hem suçun cayrıcılığı hemde adil yargılanma gerçekliği adına acilen önlemler alınmalıdır. Türk Ceza Kanunu’muz, 2005 yılında kapsamlı bir reform süreciyle yenilenmiş olsa da insan hakları açısından bazı temel sorunlar halen varlığını sürdürmektedir. Bu sorunlar hem kanun metninden hem de uygulamalardan kaynaklanmaktadır. İfade özgürlüğü ve ceza hukuku bakımından; TCK’nın 216. maddesindeki halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama ve 301. maddesindeki devlete veya devlet organlarına hakaret gibi düzenlemeler, ifade özgürlüğünü maalesef sınırladığı gerekçesiyle sıkça eleştirilmektedir. Bu tür düzenlemeler, eleştirel düşüncenin cezalandırılmasına yol açabilmekte ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında Türkiye’ye yönelik ihlal kararlarının temelini oluşturmaktadır. Özellikle, toplanma ve Örgütlenme Özgürlüğü adına gerek Anayasa gerek ise TCK ve ilgili tüm mevzuatta yer alan bazı düzenlemeler, barışçıl protestoların ve örgütlenme faaliyetlerinin suç kapsamına alınmasına neden olabilmektedir. Özellikle kamu güvenliğinin olmazsa olmazı olan terörle mücadele bağlamında getirilen düzenlemelerin maalesef belirsiz ifadeler içermesi, bu hakların ihlal edilmesiyle sonuçlanmaktadır. Uygulamada görüldüğü üzere; tutuklama ve gözaltı işlemlerinin keyfilik derecesine yükselmesi, tutuklama tedbirinin orantısız ve yaygın bir şekilde kullanıldığı eleştirilmektedir. AİHM kararlarında, tutuklama süreçlerinin uzunluğu ve keyfi uygulamalar sıklıkla ihlal nedeni olarak maalesef yine belirtilmiştir. Bilhassa, Türk örf ve adetlerine karşıt görüşte olunsa bile; toplumsal cinsiyet ve ayrımcılık maalesef tek gerçekliğimiz olarak karşımızda durmaktadır. 1982 Anayasası ve TCK, kadınlara ve dezavantajlı gruplara yönelik şiddeti yeterince caydırıcı bir şekilde yine maalesef ki ele alamamaktadır. Kadın cinayetleri, aile içi şiddet ve nefret suçlarına ilişkin düzenlemelerde insan haklarına dayalı bir yaklaşım eksikliği dikkat çekmektedir. İnsan Hakları Bakımından acilen iyileştirilmesi gereken hususların başında; ifade özgürlüğünü güvence altına alınması acilen yapılması gereken elzemlerdendir. Anayasamızın ve TCK’nın ifade özgürlüğünü sınırlayan maddeleri, AİHM içtihatlarıyla uyumlu hale getirilmelidir. Özellikle TCK’nın 216 ve 301. maddelerde yer alan muğlak ifadeler netleştirilmeli ve düşünce özgürlüğü kapsamında yapılan eleştiriler asla cezalandırılmamalıdır ve de barışçıl nefret içermeyen her görüş hür bir şekilde ifade edilebilmelidir. Hukuki belirlilik ilkesi gereğince; güvenliğimiz adına olmazsa olmazımız olan terörle mücadele kapsamında kullanılan maddelerde yer alan sözde örgüt propagandası ve benzeri belirsiz kavramlar yeniden tanımlanmalı ve eli kanlı teröristler ile masum barışçıl halk görüşleri anyı kefeye asla konulmamalıdır. Yine hukuki belirlilik ilkesi uyarınca; bireylerin hangi davranışlarının suç teşkil edeceğini önceden öngörebileceği bir şekilde sağlanmalıdır. Özellikle Anayasamızdaki ve TCK’daki alternatif yaptırımların geliştirilmesi sağlanarak; hapis cezasına alternatif olarak, toplum hizmeti, eğitim programları, akli tedavi amaçlı rehabilitasyona bağlı olarak toplumsal tecrit ve denetimli serbestlik gibi rehabilite edici cezaların uygulanması teşvik edilmelidir. Tutuklama ve gözaltı rejimlerinin reformu acilen hayata geçirilerek; tutuklama tedbiri, son çare olarak kullanılmalı ve süresi makul bir düzeyde sınırlandırılmalı ve gözaltı sürecinde bireylerin haklarını güvence altına alan mekanizmalar acilen güçlendirilmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçlendirilmesi Türk örf adetlerine ters düşülmeyerek sağlanmalı; özeliklle toplumun ve ailenin olmazsa olmazı ve de temel taşı olan Kadınlarımıza yönelik şiddet ve nefret suçlarına ilişkin cezalar ciddi anlamda artırılmalı ve bu suçların soruşturulması titizlikle ve de ivedilik ile yapılmalıdır. Felsefi ve toplumsal bakış açıları farklı olan tüm bireylerin haklarını ciddi anlamda koruyacak şekilde nefret suçlarına ilişkin sözde değil özde uygulanabilir özel düzenlemeler çok acilen hayata geçirilmelidir. İnsan hakları eğitimi ve farkındalık ilkokul seviyesinden başlanarak doktora seviyesine kadar her öğrenciye zorunlu ders olarak okutulmalıdır. Hukuk uygulayıcıları; özellikle hakimler, savcılar, avukatlar ve kolluk kuvvetleri ve de devlet memurları; insan hakları konusunda düzenli olarak her sene eğitimlere tabi tutulmalıdır. Mevcut Anayasamızın ve de Türk Ceza Kanunu’nun insan hakları ile kesin olarak uyumlu hale getirilmesi; demokratikleşme, temel hak ve hürriyetlerin korunması, gerçek mana da hukuk devleti olabilme ve uluslararası arenadaki Türk Yargı Sistemi itibarına önemli katkılar sağlayacak; insan haklarına duyarlı bir ceza hukuku sistemi, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini koruyarak Türk toplumsal barışının sağlanmasına ciddi anlamda hizmet edecektir. Sonuç olarak; bu bağlamda, kronikleşmiş insani değerler ile bağdaşmayan sorunların çözümü için insan haklarına dayanan kanun maddelerinin hayata geçirilmesi, adalet sistemine olan güveni artıracak ve insan haklarının etkin bir şekilde korunmasını mümkün kılacak ve Türk adaletine ve de Türk Ekonomisine olan güveni arttırarak bizi dünya genelinde Şampiyonlar Ligi’ne yükseltecek ve de iktisadi sorunlar kaynaklı asayiş problemlerini minimize edip kara Avrupasından Anglo-Sakson ülkelerden daha iyi bir seviyeye erişmesine vesile olacaktır. Haydi Türkiye’m, sana artık Şampiyonlar Ligi yakışır.. Av. Mehmet Erol ULUTAŞİstanbul Barosu1 No.lu Baro Üyesi