ÜSTAD DEYİM KUZU’NUN KALEMİNDEN: ‘ KONTROLÜ BIRAK VE İLAHİ AKIŞA GÜVEN’
KONTROLÜ BIRAK VE İLAHİ AKIŞA GÜVEN
Ne güzel söylemiş Şems- i Tebrizi ; Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın !Bu güzel sözün üzerine güzel bir hikayeyle başlamak isterim. Rivayet o ya ; coşkun akan bir nehir dağları geçer, ovalarda süzülür, pek çok engeli aşarak kilometrelerce yol alır ve bir çöle ulaşır taşkın haliyle çölü de rahat bir şekilde aşabileceğini düşünür. Geride ne dağlar ne kayalar bırakmıştır zira ne zorlukları aşmıştır. Fakat bu defa düşündüğü gibi olmaz işler. Bir bakar ki; bu çöl diğer aştığı engellere benzemez; gitgide akışı azalır, gücü düşer. Kuruyup yok olacağı endişesiyle ne yapacağını şaşırır ve telaşlanır. Tüm gücün kendinde olduğu inancıyla çözüm aramaya başlar. Bir sağdan bir soldan yol açmaya çalışır suyuna. Böyle yaptıkça gücünün daha da düştüğünü, suyunun azaldığını görüp daha büyük bir korkuya kapılır.Birden çöl fısıltıyla şöyle der; ‘’Korkma, sadece kendini rüzgara bırak. Bıraktığında beni kolaylıkla geçeceksin.’’ Nehir rüzgardan çok ürker, bilmediği bir şeydir. Kendini bir bilinmeze bıraktığında kontrolü kaybedip, tamamen yok olmaktan korkar. Çöl ona tekrar; ‘’korkma yüzyıllardır ben buna şahitlik ediyorum bırak kendini rüzgara, güven akışa, yoksa bir bataklığa dönüşeceksin,’’ der. Başka hiçbir çaresi kalmayan nehir, sonunda direnmeyi bırakır ve rüzgara teslim olur. Rüzgar, akışa kendini bırakan nehri alır, çölden geçirerek dağların eteklerine bırakır. Kendini akışa bırakmak çabasızlıktır aslında, senden daha büyük bir gücün varlığını hissederek teslim olmaktır, güvenmektir özüne…
Her ne oluyorsa kendinin en yüksek hayrına olduğunu fark etmektir sonunda.
İnsanın tekamül yolculuğunda en zorlandığı konulardan biridir ilahi akışa güvenmek, güvenebilmek.
Kontrolün sadece bizde olduğu bir alanda kendimizi güvende hissederiz çünkü çoğu zaman.
Peki kontrol edememekten, akışa bırakamamaktan; kendi dışında var olan gerçekliği görmekten, onateslim olmaktan neden korkar insan.
Belirsizliğe tahammül edemeyen, güç ve yüksek başarı odaklı insanlar akışı yönetememekten korkarlar.
Bu insanlar için zor kıymetlidir ve zoru severler.
Ama kim sever ki zoru?
Çocukken küçümsenmiş, kendi varlığını sahip olduğu aileye ve etrafındakilere ispatlayamamış, kabul görmemiş ya da alay edilmiş bireyleri, o çocukluk duyguları, yetişkin olduklarında güç, kontrol ve başarı odaklı hale getirir. O çocukluk anıları; yetişkinlikte mükemmeliyetçiliğe, yönetme arzusuna ve yüksek başarı hedeflerine dönüşür.
Aşırı hakimiyet ve denetim odaklı insanların derinlerinde başarısızlık korkusu oldukça fazladır. Sözüm geçsin, varlığım görülsün, kandırılmamalıyım, aldatılmamalıyım, ipler benim elimde olmalı diye hayatla hep bir mücadele içindedirler bu yüzden hep zor taraftadırlar.
‘’Zorlayınca olmaz nasipse olur, zorlamadan da nasip olmaz çünkü kader gayrete aşıktır ‘’der YunusEmre.
Hayat mücadelesini bırakmak değildir zira akışa güvenmek.
Arkamıza yaslanıp hiçbir şey de yapmamak değildir. Aksine isteklerimiz, hedeflerimiz için azimle çabalamaktır. Her konu da ve alanda elinden gelenin en iyisini yapıp, sonucundan endişeyi çekmektir. Akıntıya karşı kürek çekmeyi bırakmaktır.
Olandaki hayrı belki o an değil, belki hemen değil ama sonunda fark edip ‘’ iyi ki böyle oldu’’ diyerek, kalben mutmain olmaktır.Hayatta her şey zıttıyla var olur.
Hüzün varsa neşe , zorluk varsa kolaylık, ,dert varsa deva, zorluk varsa imkan vardır. Önemli olan hangi yönden baktığımızdır. Çünkü denge hem çabalamak, emek vermek, hem de bir o kadar teslim olmaktır; bize rağmen, bizim için yapılmış en güzel plana razı olmaktır. Direnç göstermeyi terk edip ,aşırı kontrol ihtiyacımızı teslimiyete bıraktığımızda sonsuz olasılıklar dünyasında tüm kapılar bizim için açılacaktır.