ÜSTAD DEYİM KUZU’NIN KALEMİNDEN: ‘ANDA KALMAK AMA NASIL?’
Daha yakın bir perspektiften bakarsak, hayat dediğin aslında ne geçmişin yükleri, acıları, pişmanlıkları ne de geleceğin ne olacak, nasıl olacak, endişe ve kaygılarından bağımsız olarak sadece bu andır.
Bir an yaşam tempomuzu düşürüp şöyle bir düşünebilsek; ne bir gün önceyi tekrar yaşayabiliyoruz ne de bir gün sonraya gidebiliyoruz. Dün yetiştiremediklerimizi, söyleyemediklerimizi, keşkelerimizi; yarın yapmak zorunda olduklarımızı düşünmekten, bugünün hatta şuan yaptıklarımızın bile farkında olmadan yaşamımıza devam ediyoruz.
Sanki zamana bir hızlandırıcı takılmışçasına yıllar ay, aylar gün , günler saatler kadar hızlı geçerken zaman algımızın değişmesiyle beraber, bulunduğumuz anı yaşayamaz olduk. Günlük hayatın koşuşturmacası içinde ve devamlı geçmiş- gelecek döngüsü arasında sıkışmış bir halde; bulunduğumuz an içinde olamadığımız için, o an meşgul olduğumuz şeylerin keyfini ve huzurunu da yakalayamaz olduk.
Aslında neredeysek ve ne yapıyorsak, sadece o anı yaşayarak, o anın hakkını verdiğimizde hayatımızdan keyif almaya başlarız. Otomatik pilottan çıkarak bilinçli halimizde yaptığımız iş ve eylemler zamanın tek gerçeğinde tutar bizi.
Kahvemizi yudumlarken, kahveyi içtikten sonra ne yapacağımızı, nereye gideceğimizi düşünmeden sadece tadına odaklanmak, arkadaş ortamında sohbet ederken sadece o sohbetin içinde kalmak , yemek yaparken, araba kullanırken… sonrasında yapacağımız işleri düşünmeden sadece o işle meşgul olmak, kitap okurken kendimizi tüm benliğimizle okuduklarımıza vermek, bütün duygu düşüncelerimizle bizi bu ana getirir.
Şunu bitireyim bunu yetiştireyim telaşı olmadan tüm farkındalığımızla bulunduğumuz anı yaşadığımızdakendimizi güvende hissederiz. Yüzümüzde istemsiz bir gülümseme, bedenimizde bir huzurhali olur. Anda olmak frekansımızı en fazla yükselten şeydir.
Geçmiş ve gelecek prangalarından kurtulduğumuzda düşünmemenin gücüyle tüm enerjimiz bu andadır, zihin sakinleşir ve bizi zaman yolculuğu içinde sürükleyip savurmayı durdurur. Enerjimiz dağılmadığı için andayken en güçlü halimizdeyizdir.
Çünkü anda olabilmek titreşimimizi en fazla yükselten şeylerin başında gelir. Zihnimizden günde 60 bin ile 80 bin arasında düşünce geçer ve her bir düşünce enerjimizden çalar. Zihin sürekli düşüncelerle doluyken, zihni dalıp gittiği uzaklardan şuana getirebilmenin en kolay yöntemi neredeysek ve ne yapıyorsak tüm enerjimizle ve farkındalığımızla orada olmaktır.
Zihnimiz sakinleşip düşünmeyi durdurduğumuzda; bulunduğumuz anın içinde kuantum alandayızdır yani güçlü bir tezahür alanının içindeyizdir. Sonsuz olasılıklarla dolu bu frekans denizinden titreşimimizle aynı değerdeki olay ve durumları çekmek için anda sürekli talep formlarımızı doldururuz. Yani her an yeni bir tezahür, yeni bir seçim halindeyizdir.
Nasıl ki geçmişimiz ve geçmiş seçimlerimiz bu günü yarattıysa, şu an ki duygu, düşünce ve seçimlerimiz geleceğimizi yaratır. Bunların yanında dua etmek, namaz kılmak , meditasyon yapmak bizi o anın içinde tuttuğu için frekansımızı çok yükselten eylemlerdir.
Bizleri geçmişin karanlığından ve geleceğin belirsizliğinden kurtararak dengeye getirecek en önemli şeylerden biri de nefesimizdir. Aşırı düşünce halindeyken gözlerimizi kapatıp birkaç dakikalığına nefesimize odaklandığımızda anda olduğumuzu hissederiz ve düşünceleriz yavaşlaya başlar.
Tüm bunların dışında en önemli tekniklerden biri de anda kalmalıyım, anda olmam lazım diyerek; an da kalma çabasını bırakmaktır. Bu anlamda da kendimize aşırı yüklenmek ve zorlayıcı bir çabaya girişmekte bizi strese sokarak yine frekansımızı düşürür.
Bulunduğumuz anı doyasıya yaşayarak, o anı güzel duygu ve düşüncelerle doldurmak gelecek için zatengüzel kapıları kendiliğinden açacaktır.