Share

DEKORASYON UZMANI BÜLENT ŞİMŞEK: ‘ BİZİ AYAKTA TUTACAK TEK GÜÇ MERHAMETTİR’

Merhamet iyileştiricidir. Bizi birbirimize kenetler. Toplumsal bağları güçlendirir. Eric Hoffer, ‘ merhamet ruhun panzehiridir’ diye yazmıştı, ‘Merhametin olduğu yerde en zehirli hamleler dahi nispeten zararsız kalır’. Hayatlar, merhametin ve onun iyileştirici güçlerinin farkına varmakla dönüşür. İnsan, kendi sınırlarının ötesinde bir alana gittiğinde, sadece kendisi için değil başkaları için de var olduğunu hissettiğinde çok daha güçlü bir canlılık hissi tecrübe eder. Mutluluğun pek çoğu, bir kalbi olmaktan kaynaklanır. Ancak bir kalbi olanlar, merhamet edebilenler mutluluğu gerçek manasıyla tecrübe edebilir.’ diyor Kemal Sayar üstadımız.
Toplumda yaygın olarak “Engelli” kavramı; zihin, ruh, beden ve uzuvlarda bulunan bir arıza ve hastalık sebebiyle hayatını sürdürmede, işlerini görmede ve topluma uyum sağlamada sıkıntısı bulunan kimseleri ifade eder. Asıl engelli kalbi kararmış ve merhametten yoksun insandır.
Bizi yaradan yüce Allah, insanları servetleri, ırkları, renkleri, cinsiyetleri, dilleri, nesepleri, fizyolojik yapıları, engelli veya sağlıklı oluşları açısından değerlendirmez. Onları îman, sâlih amel, güzel ahlâk, ibadet ve itâatleri veya inkâr, şirk, nifâk, isyan ve kötü davranışları, takva veya zulüm sahibi olup olmamaları açısından değerlendirir.
 
‘‘Kur’an-ı Kerim’de doğrudan engellilerle ilgili birkaç ayet-i kerime vardır. Söz konusu ayetlerde Rabbimiz, bazı konularda engellilerin sorumluluklarının olmadığını ifade buyurmuş ve onları rahatlatmıştır. Bu ayet-i kerimelerin içerisinde Abese Suresi’nde özet olarak, tefsir kitaplarında geniş bir şekilde anlatılan Hz. Muhammed (a.s.m.) ile görme engelli sahabi Abdullah b. Ümmi Mektûm arasındaki olay çok ilginçtir.
 
Rivayetlerden anlaşıldığına göre Allah Resulü, İslam’ı daha geniş kitlelere yaymak maksadıyla Mekke’nin ileri gelenleriyle ilgilendiği bir zamanda, Abdullah b. Ümmi Mektûm’un yanına gelmesi ve birşeyler sorması üzerine yüzünü ekşiterek ona sırtını dönmüş, bunun üzerine Abese Suresi’nin ilk ayetlerinde Allah Teâlâ, Peygamberini şöyle uyarmıştır:
 
“Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü. (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek. Kendini muhtaç hissetmeyene gelince, sen, ona yöneliyorsun. (İstemiyorsa) Onun arınmamasından sana ne! Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun. Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur’an) bir öğüttür.” (Abese, 80/1-11).
 
Bu ifadelerle engelliler konusunda ikaz edilen Allah Resulü, engelliler noktasında daha da duyarlı hale gelmiştir. Bu eğitim sürecinden sonra, Peygamber Efendimiz engellilere daha hassas davranmıştır.
 
Peygamber Efendimiz, görme engelli sahabi Abdullah b. ÜmmüMektûm’u her gördüğünde ona, “Rabbimin beni kendisi sebebiyle azarladığı kişi” der, onunla ilgilenirdi. Artık Abdullah, Efendimizin hayatının bir parçasıydı. Ona kalbindeki müstesna bir yeri vermiş ve bunu göstermek üzere her ne zaman Medine dışına çıkacak olsa onu, yerine vali vekili olarak atamıştır. Onca insan varken Abdullah b. ÜmmüMektûm, Medine’de devletin başı olmuş ve hatta Peygamberimizin namaz kıldırdığı, ayağını bastığı, Rabbiyle konuştuğu yerde, Mescid-i Nebevî’nin mihrabında sahabe-i kirama namaz kıldırmış, imamlık yapmıştır. O’nun yerinde olmak, Peygamberimizin engellilere verdiği önemi gösteriyordu.

You may also like...